24 Haziran 2012 Pazar

Beyaz Zambaklar Türkiyesinde

İstediğiniz kadar mükemmel anayasalar yapın. Özgürlükler alanında da halka dilediğiniz kadar haklar tanıyın. Sosyalizmin veya liberalizmin sihirli gücüne dilediğiniz kadar inanın. Eğer çocuklarınız gerektiği şekilde eğitim almazlarsa, hayata bir hiç olarak atılırlarsa, yasalar ve bütün sosyal haklar var olmasına rağmen toplumsal hayat yine de sönük ve ruhsuz olacaktır. Bu nesilden gelen memurlar bencil ve uyuşuk, devlet adamları iste politik madrabaz olurlar. Milletvekilleri çıkar peşinde koşar. Okullar yeni neslin bilincini körelten ve kalbini karartan birer karanlık mağara olurlar. Basın, sokak fahişelerinin albümlerine döner. Tok veya aç olan halk kitleleri ise, kendilerine yabancı olan her şeye, özellikle varlıklı sınıfa mensup insanlara karşı nefret, kıskançlık ve intikam duygularını beslemeye başlarlar. Bizim yeni ve genç vatanımız sizden böyle şeyler beklemiyor!...
- Beyaz Zambaklar Ülkesinde, Grigory Petrov

**Beyaz Zambaklar Ülkesinde, Mustafa Kemal Atatürk zamanında Türkçe'ye ilk kez çevrildi. Atatürk, bu kitabı okuduğunda bu destansı başarıya tek kelimeyle hayran olmuştu. Derhal kitabın ülkedeki okulların, özellikle askeri okulların müfredatına dahil edilmesini emretti. Türk askerleri ülkelerindeki ''Yaşamı yenilemek'' için mutlaka bu kitabı okumalıydılar. O vakitler kitap o kadar çok ilgi gördü ki, Kuran-ı Kerim'den sonra en çok okunan kitap oldu. (http://www.kitapyurdu.com/)

16 Haziran 2012 Cumartesi

.

Yine mantıklıca ve inanarak yazdığım fakat bitirdiğimde 'Ne aptalım, yine saçma saçma şeyler yazdım' sendromuna girdiğim yeni bir yayın, merhaba.
Bazen ne hissettiğini, ne düşündüğünü bile unutursun kalbinin çarpıntısından. Heyecan mı, korku mu, endişe mi? Unutmak akla bağlı, hissetmek kalbe bağlıdır oysa. Fakat neden hep birlikte çalışırlar? Hissettiğimiz bazı şeyleri unutmak isteriz, unuturuz. Unutmak istediğimiz şeyleri de hissederiz. Bazen nefesimiz kesilir, hissettiğimiz şey yüzünden. Fakat nefes almak doğrudan beyne bağlı değil midir? İnsan hisleriyle mi nefes alır? Akciğerleriyle mi yoksa kalbiyle mi nefes alır? Yaşadıklarıyla mı yaşananlarla mı nefes alır? Hissettiği şeylerle mi, düşündüğü şeylerle mi nefes alır? İnsan bazen nefes almaz. İnsan bazen korkar, acır, aşık olur... İnsan bazen aklıyla değil kalbiyle hisseder. Bazen sinir sisteminin bozukluğundan değil, hissettiklerinden elleri titrer. Bazen algıladığı acıdan değil, hissettiği acıdan göz yaşı döker. İnsan bazen nefes aldığı halde ölüdür. Bazen soğuk olduğu halde sıcağı hisseder, kalbindeki ateşe dokunur. Bazen içinde koca bir taş hisseder. Elleriyle çıkaramaz o taşı, duygularıyla çıkarabilir ancak. Beyniyle yönetemez içindeki yangını. Beyin kalbi yönettiği halde bazen kalp beyinden üstündür.  Aşık olduğumuzda beynimiz phenylethylamin üretir; phenylethylamin üretildiğinde mi aşık olunur yoksa? Bence aşık olmak kalbe bağlıdır, beyne değil. Kalp, hep beyinden üstün müdür? 'Akıl tek dilde konuşur; ama yürek onu yüz dilde anlar...' Bütün duygusal acılar 12 dakika sürer diye bir açıklama yapılmıştır. Peki insan eski sevgilisini 12 dakikada mı unutur? Ölüm acısını yaşamış bir insanın 12 dakikada neşeli bir hayata döndüğünü gören insan var mıdır? Beynin yönettiği organlarda herhangi bir rahatsızlık varken ve hastayken önemsediği birinden mesaj alan insanın acısını unuttuğunu gördünüz mü peki? Ben gördüm... İnsanlarda iki türlü affetme vardır. Bazıları, mantıklı hareket etme amacıyla affedip affedemeyeceğini düşünür ve karar verir. Bazıları hisseder, kalbini hisseder. Kalbini duyar ve dinler. Affetmemek; insanlardaki kortizol hormonu seviyesini arttır. İnsanın kalbi, beyni etkiler... Aslında insanın düşündüğü-hayal ettiği şey gerçek hayatta henüz olmamıştır, hafıza bunu kaydetmemiştir.Fakat kalp hisseder. Korkarsın, ya da acırsın. İşte olmayan bir şeyi kalbin hissettiği bazı durumlarda beyin bunu hafızaya kaydeder. Hiç olmayan bir şeyi olmuş gibi hatırlarsın bazen(konfabülasyon etkisi). İşte bu yüzden kalbini etkileyecek durumlarda beyninle değil, kalbinle düşünmeli, hissetmelisin. Hissedemediğin durumlarda ise,                                                                                                                                                                                      zaten beyin bir işe yaramaz.

3 Haziran 2012 Pazar

Anne olmak nedir bilir misin sen Recep Akdağ ?

                    Bu çocuk 14 yaşında ve 26 tane orospu çocuğu tarafından tecavüze uğradı.

                   Bu adam 52 yaşında ve yukarıdaki çocuktan bir çocuk doğurmasını istedi.

Anne olmak nedir bilir misin sen Recep Akdağ ?

   Anne olmak sadece döllenme sonucunda oluşan embriyonun 9 ay karında gelişiminden sonra ana rahminden çıkarılıp nefes alması mı ? Olay sadece o embriyonun bedensel gelişimi mi? Anne olmak sadece bu olsaydı, doğrulduktan sonra cami avlularına bırakılan çocukların da bir anneleri olurdu. Anne olmak bu olsaydı, cami avlusunda bulduğu yavruyu evlat edinip senelerce onun için didinip çalışan, zor günlerinde yanında olan kadınlar anne değil bakıcı olurlardı. Anne olmak demek, o embriyonun gelişimi ardından onu sevmek, zor ve iyi günlerinde yanında olmak, yeri geldiğinde onunla üzülmek yeri geldiğinde onunla sevinmek demek. Anne olmak demek çocuğun okula başladığı ilk gün kendini boşlukta hissetmek demek. Anne olmak demek, yavrusunun her mezuniyet töreninde ağlamak demek. Sen bu çocuktan anne olmasını istedin Akdağ. Her çocuğun olduğu gibi bu çocuktan doğacak olan bebeğin de bir babası olacaktı. Onun babası olmayacak Akdağ. Sen daha 14 yaşındaki kızın bekaretini koruyamazken, bu hayvanların yaptığı suçun üstünü ört pas edip onların cezasını bile veremezken, babasının olmadığı ve annesinin zorla doğurduğu bir çocuğa hem analık hem babalık yapabilecek misin Akdağ? Aile, maddiyat mi demek? Aile, sadece okul ve yemek masraflarını karşılamak mı demek? Aile sevgi demek, emek demek Akdağ. Bu çocuk, doğurduğu bebeğe her baktığında o anı hatırlayacak. Bu yüzden sevemeyecek o bebeği. O bebek senden para alsa ne olur, almasa ne olur. Kaldı ki o bebek, büyüdüğünde annesine olanları öğrense kendisinden utanır. Ve eminim senin annen de ölü ya da diri, senden utanıyordur. Neyse, nasıl olsa durmak yok yola devam değil mi millet? Haydi bi daha bi daha değil mi? O davula vurdukları tokmak hepinizin başına gelir inşallah.