29 Ekim 2012 Pazartesi

89 YILDIR BATMAYAN GÜNEŞ; CUMHURİYET!

1919 Mayıs'ının 19. günü... 
Atam, Bandırma adlı gemisiyle gözüktü Samsun'dan.
"Bölgedeki Türk direniş topluluklarının dağıtılması" idi görevi. 
Ama o bırak dağıtmayı, kendi elleriyle kurdu örgütleri!
Duydu ki işgal edilmiş güzel İzmir, "protesto edelim!" dedi. Ve ardından 96 miting düzenlendi...
Buna karşılık çağırdılar Mustafa Kemal'i İstanbul'a, o dönmedi.
Amasya'ya gitti, "Kurtuluş Savaşı'nı başlatıyoruz!!" dedi. 

"Tek bir egemenlik var, o da milli egemenliktir. Milletin egemenliğini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır."
Yıl 1920, 23 Nisan günü kuruldu meclis.Atam da o meclisin başkanı seçildi.
Mustafa Kemal'in önderliğinde, tüm savaş arkadaşları, tüm askerler, tüm halk, kadını yaşlısı çocuğu demeden omuz omuza savaştılar.
Ve 1 Kasım 1922...
Türk milletinin şanlı zaferi üzerinde kaldırıldı saltanat illeti.
Vahdettin de layığıyla oldu "vatan haini"
24 Temmuz 1923, yer Lozan Üniversitesi. 
Baş rollerde; İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Bulgaristan, Portekiz, Belçika, SSCB, Yugoslavya ve Türkiye Büyük Millet meclisi temsilcileri...
İmzalanan Lozan Barış Antlaşması. 
Ve bu antlaşmayla birlikte, atılan yeni milletimizin temelleri!
Fakat yönetim biçimi belirlenemedi.
13 Ekim, Ankara başkent ilan edildi.

Ve...
29 Ekim 1923
Baş rolde Atatürk, ve onun çok kıymetli yakın arkadaşları. Yer, Çankaya.
"Efendiler, yarın cumhuriyeti ilan ediyoruz" dedi Mustafa Kemal.

29 Ekim 1923: Önerge kabul edilmişti artık mecliste.
Ülkemizin yeni ismi: TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ
İlk Cumhurbaşkanı seçildi Mustafa Kemal.

İşte o gün, bugün. 
Türk milletinin, cumhuriyetle aydınlandığı 89. yılın sabahı bugün.
Ne kadar lekelemeye çalışılsa da, hala tertemiz bir cumhuriyet var.
Hala içimizi ısıtan o güneş.
Ve hala Atamın bizlere bıraktığı dokunulmamış emanetleri var.

29 Ekim 2012
Baş rollerde; Türk milleti!
Bu vatan birimizin, bu vatan hepimizin!
Korumak değil, YAŞAMAK GEREKLİ!

                                                                                                                        GÜL ONAT



26 Ekim 2012 Cuma

Parlayan Tek Yıldız

Ertesi günün yağmurlu olacağı bulutlu ve karanlık gecede gökyüzünde parlayan tek yıldız kadar yalnızım. Hiç gelmeyeceğini bildiğin halde sabah dek gözünü kırpmadan onu düşündüğün gecelerdeki kadar özlemiş.  Gün doğarken çıktığın yürüyüşte, havayı içine çektiğinde esen serin rüzgarı hissettiğin o andaki kadar rahatlamış. Ve yeni doğmuş bir bebeğin kopardığı feryattaki kadar yaşam dolu ama bir o kadar da çaresiz. Gök gürültüsünden korktuğunda, yanına gidip sığınacağı bir annesi olmadığından en son çareyi yorganın altında saklanmakta bulan küçük çocuk kadar yalnızım. Su kadar saf, güneşin sıcaklığı kadar samimi... Ve hiç olmadığım kadar yaşlı, aynı zamanda da bir daha hiç olamayacağım kadar gencim. 

23 Ağustos 2012 Perşembe

Kimsesiz Mektup

  Sana her baktığımda yüreğimin yanışını hissediyorum. Bazen uyumayıp mesajını beklediğim geceler oluyor. Bazense ''günaydın'' dememenle başlayan sabahları kovuyorum. Sen her gülümsediğinde bana, ben içimden yüz kere daha gülümsüyorum belki de. Artık tutamıyorum içimdeki bu kıvılcımı. Son baharın yaklaştığını gösteriyor takvimler fakat benim için menekşeler, güller, sümbüller daha yeni açıyor. Şimdi ötmeye başlıyor güzel sesli kuşlar. İnsanlar etrafımda cıvıl cıvıl sanki. Seninle konuştuğum, olduğum her dakika cennetten bir parça benim için. Sensiz geçirdiğim her saniye ise susuz bir yaz geçiren masum sokak kedisinin ölümü sessiz bekleyişi gibi. Gelmeni bekliyorum, ne kadar gelirsen gel, daha çok gelmeni istiyorum. Benimle ol, dünyada benden başka kimse sana bakmasın, seninle konuşmasın... Biliyorum ki her geçen saat bizim. Birlikte izleyelim diye her akşam batsa da güneş, her sabah bizim için tekrar doğuyor. Bazen serin oluyordur havalar belki, ama ben hissetmiyorum. Çünkü yanımda, aklımda, kalbimde, benliğimde olduğun her an, sana sarılıyorum. Bi' yaz güneşi gibi ısıtıyorsun içimi. Sıradan bir sıcaklık değil bu, kim gelirse gelsin söndüremez içindeki yangını. Seni ilk gördüğüm anı hatırlıyorum... Her nefes alışım senin için artık, bil ki kalbim her attığında seni düşünüyorum. Sadece gözlerime bak istiyorum. Doğrudan gözlerime, içime bak beni gör istiyorum. Tıpkı güneş gibi, kavga ettiğimizde bat ama sabah olduğunda yeniden doğarak beni hiç terk etme istiyorum, seni seviyorum. 

24 Haziran 2012 Pazar

Beyaz Zambaklar Türkiyesinde

İstediğiniz kadar mükemmel anayasalar yapın. Özgürlükler alanında da halka dilediğiniz kadar haklar tanıyın. Sosyalizmin veya liberalizmin sihirli gücüne dilediğiniz kadar inanın. Eğer çocuklarınız gerektiği şekilde eğitim almazlarsa, hayata bir hiç olarak atılırlarsa, yasalar ve bütün sosyal haklar var olmasına rağmen toplumsal hayat yine de sönük ve ruhsuz olacaktır. Bu nesilden gelen memurlar bencil ve uyuşuk, devlet adamları iste politik madrabaz olurlar. Milletvekilleri çıkar peşinde koşar. Okullar yeni neslin bilincini körelten ve kalbini karartan birer karanlık mağara olurlar. Basın, sokak fahişelerinin albümlerine döner. Tok veya aç olan halk kitleleri ise, kendilerine yabancı olan her şeye, özellikle varlıklı sınıfa mensup insanlara karşı nefret, kıskançlık ve intikam duygularını beslemeye başlarlar. Bizim yeni ve genç vatanımız sizden böyle şeyler beklemiyor!...
- Beyaz Zambaklar Ülkesinde, Grigory Petrov

**Beyaz Zambaklar Ülkesinde, Mustafa Kemal Atatürk zamanında Türkçe'ye ilk kez çevrildi. Atatürk, bu kitabı okuduğunda bu destansı başarıya tek kelimeyle hayran olmuştu. Derhal kitabın ülkedeki okulların, özellikle askeri okulların müfredatına dahil edilmesini emretti. Türk askerleri ülkelerindeki ''Yaşamı yenilemek'' için mutlaka bu kitabı okumalıydılar. O vakitler kitap o kadar çok ilgi gördü ki, Kuran-ı Kerim'den sonra en çok okunan kitap oldu. (http://www.kitapyurdu.com/)

16 Haziran 2012 Cumartesi

.

Yine mantıklıca ve inanarak yazdığım fakat bitirdiğimde 'Ne aptalım, yine saçma saçma şeyler yazdım' sendromuna girdiğim yeni bir yayın, merhaba.
Bazen ne hissettiğini, ne düşündüğünü bile unutursun kalbinin çarpıntısından. Heyecan mı, korku mu, endişe mi? Unutmak akla bağlı, hissetmek kalbe bağlıdır oysa. Fakat neden hep birlikte çalışırlar? Hissettiğimiz bazı şeyleri unutmak isteriz, unuturuz. Unutmak istediğimiz şeyleri de hissederiz. Bazen nefesimiz kesilir, hissettiğimiz şey yüzünden. Fakat nefes almak doğrudan beyne bağlı değil midir? İnsan hisleriyle mi nefes alır? Akciğerleriyle mi yoksa kalbiyle mi nefes alır? Yaşadıklarıyla mı yaşananlarla mı nefes alır? Hissettiği şeylerle mi, düşündüğü şeylerle mi nefes alır? İnsan bazen nefes almaz. İnsan bazen korkar, acır, aşık olur... İnsan bazen aklıyla değil kalbiyle hisseder. Bazen sinir sisteminin bozukluğundan değil, hissettiklerinden elleri titrer. Bazen algıladığı acıdan değil, hissettiği acıdan göz yaşı döker. İnsan bazen nefes aldığı halde ölüdür. Bazen soğuk olduğu halde sıcağı hisseder, kalbindeki ateşe dokunur. Bazen içinde koca bir taş hisseder. Elleriyle çıkaramaz o taşı, duygularıyla çıkarabilir ancak. Beyniyle yönetemez içindeki yangını. Beyin kalbi yönettiği halde bazen kalp beyinden üstündür.  Aşık olduğumuzda beynimiz phenylethylamin üretir; phenylethylamin üretildiğinde mi aşık olunur yoksa? Bence aşık olmak kalbe bağlıdır, beyne değil. Kalp, hep beyinden üstün müdür? 'Akıl tek dilde konuşur; ama yürek onu yüz dilde anlar...' Bütün duygusal acılar 12 dakika sürer diye bir açıklama yapılmıştır. Peki insan eski sevgilisini 12 dakikada mı unutur? Ölüm acısını yaşamış bir insanın 12 dakikada neşeli bir hayata döndüğünü gören insan var mıdır? Beynin yönettiği organlarda herhangi bir rahatsızlık varken ve hastayken önemsediği birinden mesaj alan insanın acısını unuttuğunu gördünüz mü peki? Ben gördüm... İnsanlarda iki türlü affetme vardır. Bazıları, mantıklı hareket etme amacıyla affedip affedemeyeceğini düşünür ve karar verir. Bazıları hisseder, kalbini hisseder. Kalbini duyar ve dinler. Affetmemek; insanlardaki kortizol hormonu seviyesini arttır. İnsanın kalbi, beyni etkiler... Aslında insanın düşündüğü-hayal ettiği şey gerçek hayatta henüz olmamıştır, hafıza bunu kaydetmemiştir.Fakat kalp hisseder. Korkarsın, ya da acırsın. İşte olmayan bir şeyi kalbin hissettiği bazı durumlarda beyin bunu hafızaya kaydeder. Hiç olmayan bir şeyi olmuş gibi hatırlarsın bazen(konfabülasyon etkisi). İşte bu yüzden kalbini etkileyecek durumlarda beyninle değil, kalbinle düşünmeli, hissetmelisin. Hissedemediğin durumlarda ise,                                                                                                                                                                                      zaten beyin bir işe yaramaz.

3 Haziran 2012 Pazar

Anne olmak nedir bilir misin sen Recep Akdağ ?

                    Bu çocuk 14 yaşında ve 26 tane orospu çocuğu tarafından tecavüze uğradı.

                   Bu adam 52 yaşında ve yukarıdaki çocuktan bir çocuk doğurmasını istedi.

Anne olmak nedir bilir misin sen Recep Akdağ ?

   Anne olmak sadece döllenme sonucunda oluşan embriyonun 9 ay karında gelişiminden sonra ana rahminden çıkarılıp nefes alması mı ? Olay sadece o embriyonun bedensel gelişimi mi? Anne olmak sadece bu olsaydı, doğrulduktan sonra cami avlularına bırakılan çocukların da bir anneleri olurdu. Anne olmak bu olsaydı, cami avlusunda bulduğu yavruyu evlat edinip senelerce onun için didinip çalışan, zor günlerinde yanında olan kadınlar anne değil bakıcı olurlardı. Anne olmak demek, o embriyonun gelişimi ardından onu sevmek, zor ve iyi günlerinde yanında olmak, yeri geldiğinde onunla üzülmek yeri geldiğinde onunla sevinmek demek. Anne olmak demek çocuğun okula başladığı ilk gün kendini boşlukta hissetmek demek. Anne olmak demek, yavrusunun her mezuniyet töreninde ağlamak demek. Sen bu çocuktan anne olmasını istedin Akdağ. Her çocuğun olduğu gibi bu çocuktan doğacak olan bebeğin de bir babası olacaktı. Onun babası olmayacak Akdağ. Sen daha 14 yaşındaki kızın bekaretini koruyamazken, bu hayvanların yaptığı suçun üstünü ört pas edip onların cezasını bile veremezken, babasının olmadığı ve annesinin zorla doğurduğu bir çocuğa hem analık hem babalık yapabilecek misin Akdağ? Aile, maddiyat mi demek? Aile, sadece okul ve yemek masraflarını karşılamak mı demek? Aile sevgi demek, emek demek Akdağ. Bu çocuk, doğurduğu bebeğe her baktığında o anı hatırlayacak. Bu yüzden sevemeyecek o bebeği. O bebek senden para alsa ne olur, almasa ne olur. Kaldı ki o bebek, büyüdüğünde annesine olanları öğrense kendisinden utanır. Ve eminim senin annen de ölü ya da diri, senden utanıyordur. Neyse, nasıl olsa durmak yok yola devam değil mi millet? Haydi bi daha bi daha değil mi? O davula vurdukları tokmak hepinizin başına gelir inşallah.

6 Nisan 2012 Cuma

Siz hala yerinizde Say'ın

  
  Fazıl Say'ı savunuyorum diye bir şey yok ama kendini dinine bağımlı sanan ama yobazlıktan başka bir şey bilmeyen insanların, kendi düşüncelerini özgürce savunan ve haklarını korumak isteyen insanlara 'dinsiz, ateist' damgası yapıştırması artık geride kalmalıydı. Bir taraftan dinle alakası olmayan tarafı ve 4+4+4'ü savunup eğitimi destekleyen(!) kesim, diğer taraftan düşüncelerini ve dinlerini özgürce dile getirebilmiş ve etrafındakilerinin de düşünce ve dinlerine saygı gösterebilmiş insanlara resmen hakaret ediyorlar. Müslümanım yine de Kuran-ı Kerimi tam okumayıp Müslümanlığı en ince ayrıntısına kadar bilmesem de biliyorum ki bu dinde ne iftira atmak var ne de 'cahilllik'. Kendi savunduğunuz fikri bile araştırmıyorsunuz. İşiniz gücünüz milleti dine(!) zorlamak ve karşı fikirli insanlara hakaret edip onlara 'inançsız' damgası yapıştırmak. İnsan hangi dine mensup olursa olsun oturmasını, kalkmasını, konuşmasını ve dinlemesini bilmeli. Bunları bilmeden bir fikri savunmak, insanlarla tartışmaya girmek sizce ne kadar sağlıklı olabilir? Ne kadar başarılı olabileceğinizi sanıyorsunuz? 'laf olsun torba dolsun' sözünü sizlere uyarlarsak 'Diğerine çamur atmak olsun da ne olursa olsun' Yahu ne insanlar tanıyorum dinine çok bağlı fakat yine de ateist düşünürlerin kitaplarını okuyan, düşünceleri etrafıyla paylaşan ve çevresine de öneren. Önce oturun müslümanlığı araştırın, dinleri araştırın, tarihinizi öğrenin. Belki sonra anlarsınız kimin 'insan' kimin insan olmadığını. Çünkü burada kimin dinci olup kimin dinci olmadığı önemli değil. Türkiye zaten kendini dinci diye tanımlayıp en pis şeyleri yapanlarla dolu. Kendimizi kandırmayalım, saygılar.

5 Nisan 2012 Perşembe

[zam]''İmk[ansız]''

  İmkansız kelimesini sözlüğe koyan adamı bulup dövmeli. Çünkü yok öyle bir dünya. Hayatta görünen en imkansız şeyler bile imkanlıdır. Şimdi 'Işınlanmak imkansız amaa..' gibi şeyler söyleyenleriniz olacak. Bundan yüzyıllar yıllar önce bir adama dönüp 'İleride dünyanın öteki ucundaki bir başka adamla telefon denilen alet sayesinde aynı anda görüntülü konuşabileceksin' deseydin belki de adam seni öldürmenin yollarını ararken silahı icat edebilirdi. Adamlar robot asker yaptı, diğerleri uzayda arsa satın almayı düşünüyor sen hala imkansızlığa inanıyor musun arkadaşım? Olasılıksız'da Adam Fawer'ın da söylediği gibi olasılıksız denen bir şey yoktur. sadece gerçekleşmesi zor olan olasılıklar vardır. Bkz: Paulo Coelho ne demiş? ''Gözümüzün önünde büyük hazineler olduğu zaman asla göremeyiz onları. Peki neden bilir misin? Çünkü insanlar hazinelere inanmazlar.'' Ben çok yaşadım, biliyorum. Sadece biraz zamana ihtiyacınız var. Bir şeyi gönülden isterseniz ve gerekli çabayı gösterirseniz, elbet oluyor. İsteyin. Bekleyin ve görün.





13 Mart 2012 Salı

What you feel / What you show


                                                      What you feel / What you show