10 Haziran 2013 Pazartesi

TÜRKİYE'NİN GÜNAYDIN MESAJI.

(31 Mayıs)
Bugün tarihi bir gün.
Bugün;
Apokaliptik dedikleri gençler, "bilgisayar başında yaşıyorlar" dedikleri gençler uyandı.
Anneler, babalar uyandı.
Dedeler uyandı, nineler uyandı.
Akp'ye oy verenler uyandı.
Müslümanlar uyandı.
Sanatçılar uyandı.
İşçiler, çocuklar, yeni doğmuş bebekler bile bugün uyandı.
Bizi uyandıran şey ise "3-5 AĞAÇ"
O 3-5 Ağacın yıllardır ezilen fidanları...

Önce Gezi Parkı'nda oluştu ilk kıvılcım.
Polis geldi, körükledi. Gazladı, ateşe verdi...
Ateş büyüdü...
Kızılay'a sıçradı. Oradan Gündoğdu'ya.
Oradan Bursa'ya, Antakya'ya, Antalya'ya, Tunceli'ye, Adana'ya, Rize'ye...
Yanmayan il, köy kalmadı.
Ateş giderek büyüyordu.
Sığmadı 81 illi, 957 ilçeli, 35.200 köylü Türkiye'ye.
Ülkeleri aştı, ardından kıtaları.
Avrupa'ya sıçradı. Orayı yaktı kavurdu.
Ardından okyanusu aştı, Amerika'ya sıçradı.
Doğu'ya bulaştı. Japonya'ya, Kore'ye...
Polisin şiddetiydi bu yangını başlatan, tüm dünyayı yakan.
İktidara olan 10 yıllık kin, nefret, düşmanlık, bıkkınlık, bunaltı, sınırlamalar.. besledi yangını.
İktidarın 10 yıllık kini, nefreti, düşmanlığı, bıkkınlığı, bunaltması, sınırlaması.. besledi yangını.
Yangını söndürmek de çıkaranın elindeydi.

Tüm dünya bekledi sabırla.
Şiddetin durmasını; hükumetin barış eli uzatmasını; gazların, jopların susmasını...
Fakat...

Onlar daha da büyüttüler bu yangını.
Fark etmiyorlar mıydı acaba?
Yangın onları da yakıyordu.
Yangın esas ONLARI yakıyordu.

Durmadılar. Şiddetlerini durdurmadılar.
Ölüm haberleri geldi. İşkence, zulüm görüntüleri...
Demokrasi ölmüştü.
Hak ölmüştü.
Özgürlük ölmüştü.
Anayasa ölmüştü.
Basın ölmüştü.
Basın zaten ölüydü, tekrar öldürülmüştü.
Polisler ölmüştü.
Vicdanlar ölmüştü.
İNSANLAR ölmüştü...

Ölümler de durdurmadı canavarları.
Esas ONLAR yakmak istiyorlardı.
Esas ONLAR yıkmak istiyorlardı.
Biber ve portakal gazlarıyla, joplarıyla, tomalarıyla geldiler ilk önce.
Sonra tehditleriyle ve paralarıyla.
Atatürk'ün çocuklarının karşısına geldiler.
Ama bilmiyorlardı...
Tüm dünyayı; pabuçsuz, silahsız, tanksız, tüfeksiz, aç ve sefil bir halde karşısına alan dedelerin, ninelerin torunlarıydık biz.

Elimizde ne tüfek var, ne bıçak.
Elimizde kitap var,
Kalem var,
Fidanlar var dikilmeyi bekleyen...
Yiyecekler var karşılıksız verilen.
Bayraklar var. Bayrak var. Tek bayrak.
Ve en önemlisi, birer eller boş...
Tutulmayı bekleyen eller..
Barışa uzanan eller...
En azından dinlenmeyi bekliyor bu eller.
Çapulcu elleri...
Hayır efendim, hayır.
Sadece o gösterdiğiniz bira şişeleri yok bu ellerde.
Parktaki çadırlarda bahsettiğiniz fuhuş yok.
Saldırdığınız beyinlerde fitne yok, fesat yok, siyaset yok.
Bakmaya tenezzül etmediğiniz kalplerde kötülük yok.
Olsaydı...
Olmazdı. Yok zaten.
Yok işte. Olmaz çünkü.
Biz özgürlüğe, düşünceye, tam bağımsızlığa inanan çocuklarız, gençleriz, anne babalarız, lezbiyenleriz, gayleriz, ateistleriz, müslümanlarız, Alevileriz, Sünnileriz, Çerkezleriz, Kürtleriz, nineler dedeleriz.....
İNSANLARIZ.
Ve size unutturmayacağız, BİZ UNUTMAYACAĞIZ 31 Mayıs'ı, Kızılay'ı, Taksim'i, Adana'yı, Rize'yi, İstanbul United'i, CHP'sinden TKP'sine tek yürekte birleşmeyi, nice Abdullah Cömert'leri...
Çocuklarımız da unutmayacak...
Hayır efendim, unutturmayacağız.

"Hesabını ödeyeceksiniz" dediniz.
Ödenecek bir hesap varsa, sizindir 10 yıllık gecikmiş olan...
"Ümüğümüzü sıkacak" o elleriniz, kanlı elleriniz...
Uzak dursun bizden.
Biz savaşmaya mı geldik? Evet...
Ama silahlarla, sopalarla, parayla değil.
Düşüncelerimizle, kararlarımızla, sanatımızla, mizahımızla, vicdanlarımızla geldik biz bu savaşa.
Bize istediğiniz kadar ateş edin.
"Çünkü fikirler, kurşun geçirmezler."


Evet efendim.
Günaydın...
Çoook uzun bir gün olacak. :)